Trakya’nın naif ve samimi şehri: Lüleburgaz | GURME

İş dolayısıyla Lüleburgaz’a gitmem gerektiğini öğrendiğimde oldukça heyecanlandım. Trakya Bölgesi’ne daha önce gitmiştim ancak çok kısa süreli vakit geçirebildiğim için bu güzel insanlarla, kültürle gerçek anlamda tanışamamıştım. İşimizin uzamasıyla bir hafta vakit geçirdiğim Lüleburgaz’da her gün farklı lokantalar denemeye, farklı lezzetleri tatmaya gayret ettik ve bu naif ilçede edindiğim gezi (dürüst olmak gerekirse geziden ziyade yemek) notlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle biraz Lüleburgaz’dan bahsetmek lazım. Ufak ama oldukça samimi bir ilçe. Hayat, İstanbul Caddesi ve çevresinde şekilleniyor, şehrin gün boyu canlı olan en kalabalık caddesi. İnsanları oldukça sıcakkanlı, her sorumuzda bize samimiyetle yardımcı olmaya çalıştılar. Bir diğer dikkatimi çeken öge ise seyyar satıcıların bolluğu oldu. Organik ve taze ürüne her daim erişmek açısından bunun harika bir lüks olduğunu düşünüyorum. Şehri güzel kılan bir başka detay ise sık sık karşılaşabileceğiniz bisiklet taksiler.

Pera Hotel

Booking üzerinden kalacağımız yeri seçerken Pera Hotel, aldığı yorumlar ve puan ile içime sinen bir tercih oldu. Şehrin merkezi olan İstanbul Caddesi üzerinde olması da konumunu adeta mükemmel yapıyordu. Ufak bir hotel olduğu için beklentilerim çok yüksek değildi. Ancak iç mimarisi, odaların temizliği, personelin güler yüzü, ilgisi beni bu ufak, şirin ve profesyonelce yönetilen hotele hayran bıraktı. Otel Müdürü Enis Bey’in her gelişimizde bizi karşılayan güler yüzü ve her isteğimizi en kısa sürede çözme arzusu, bir haftalık konaklamamız boyunca bizleri adeta kendi evimizde kalıyormuş gibi rahat hissettirdi.

Park Et Lokantası

Gözlemlediğim kadarıyla Park Et Lokantası, Lüleburgaz’ın en köklü lokantalarının başında geliyor. Menüsü çorba, sulu yemek ve ızgaradan oluşuyor. İşkembe çorbaları oldukça güzel, ana yemek olarak da Trakya’da olduğumuz için Kuzu Şiş ve Kuzu Külbastı söylüyoruz. Kuzu Şiş oldukça iyi pişmişti ancak Kuzu Külbastı daha az pişebilirdi. Geleneksel mutfağın şehirdeki en iyi temsilcilerinden olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Aytaç Köfte

Öncelikle şunu belirtmeliyim; kız arkadaşım İnegöllü olduğu için köfte konusunda beni tatmin etmek hiç kolay değil. Aytaç Köfte’ye şehre ilk geldiğimiz gün akşam saatlerinde uğradık. Kelle Paça’sı güzeldi ama zaten olması gereken standardın üstünde olduğunu söyleyemem. Köfte ise oldukça standart geldi bana.

Birtat Lokantası

Kahve içtiğimiz ufak kafelerden birinde sohbet ettiğim çalışanlardan birine en iyi köfteyi nerede yiyebileceğimizi sorduğumda bizi Birtat Lokantası’na yönlendirdi. Merkezde bulunan bu ufak lokanta, gerçek bir esnaf lokantası; salaş, tertemiz ve ustanın ilgisi ve sohbeti keyif verici. Akşamüstü 18.30’da gitmemize rağmen İşkembe Çorbası kalmamıştı ve çok övülen İşkembe Çorbası’ndan maalesef tadamadık.

Köftesi, Lüleburgaz’da yediğimiz en iyi köftelerin başında geliyordu. Kesinlikle kurutulmamış, oldukça sulu. Yanında gelen piyazı da afiyetle yedik. Ancak yemeğin yıldızı manda yoğurdu oldu. Lüleburgaz’ın bir köyünde yaşayan ve sadece Lüleburgaz’daki lokantalara dağıtım yapan o güzel üretici, bize o tadı sunduğu için her daim mutlu olsun istiyorum.

Kubbeler Altı Balıkçısı

Köfte ve çorba dominasyonundaki Lüleburgaz yemek kültürü arasından sıyrılıp kendine ait özel bir yer oluşturmuş, ufak ama harika bir lokanta. Yediğim en iyi hamsi tavalardan birini burada yedim. Çünkü şef, hamsiyi tam gerektiği gibi unladıktan sonra bol ve iyi kızmış yağda kızartıyor. Bir diğer önemli detay ise yağı sık sık değiştirmeleri. Tüm bunların sonucunda harika kızarmış ve hiç yağını çekmemiş bu güzel hamsi önünüze servis ediliyor.

Kızartmanın yanında ızgarası da çok iyi, hiç suyunu kaybetmemiş balıklar servis ediliyor. Tüm bu güzel balıkların sebebi elbette şef, ufak sohbetimizde balığı bilen biri olduğunu hemen anlayabiliyorsunuz.

Alkol olmadığı için uzun oturmalı yemekler olmuyor ve mutfak her daim yoğun. Bu sebeple karides ve kalamarın dondurulmuş olmasını göz ardı edebiliriz. Köfte ve çorbadan sıkılanlar ve iyi balık yemek isteyenler için harika bir adres.

Miyansera

Osmanlıca ”avluya bakan evler” anlamına gelen Miyansera, internette Lüleburgaz’ın en popüler kafe/restoranlarından biri olarak karşınıza çıkıyor. Akşam yemeği için gittiğimizde burasının neden bu kadar popüler olduğunu kolaylıkla anlıyoruz.

Kaynak: miyansera.com.tr

İç dizayn olarak bulunduğum en etkileyici kafe/restorantlardan biri. Herkes gibi benim de ilk sorum ”Bu evlerde yaşayan var mı?” oluyor. Tabii ki hayır, yapılar sadece görsel amaçlı. Bu güzel atmosfere elbette kaliteli bir hizmet yakışır; servis personeli çok profesyonel, şarap servislerinde dahi ince detaylara özen gösteriyorlar. Yemekler ise güzel ancak ortamın güzelliği kadar etkileyici değil.

Lokal Beer Cafe

Akşamüstü birası için harika alternatif. Ferah bir açık alana sahipler, langırt ve atari gibi güzel detaylar mevcut. Bu tarz bir Pub’ı hangi şehre açarsanız açın tercih edilir.

Barduck 

Ankara’da olup Kızılay’da ara katlarda bulunan Pub’ları seviyorsanız Barduck tam size göre. Ufak, samimi bir ortamı var. Tek eksisi, sigara içiliyor olması ve havalandırmanın çok iyi olmaması. Mekan içindeki şu çalışma ise benim çok ama çok hoşuma gitti.

Yeşilçam Meyhanesi

Lüleburgaz’a dair tek kötü anım. Servis, lokantacılık, yemek konusundan bihaber gençlerin işlettiği veya işletmeye çalıştığı desem daha iyi olur bir ”yer”. Meyhane demeye dilim varmıyor çünkü Edirne’de gittiğim Zindanaltı Meyhanesi gibi harika işletmelere ayıp olacağını düşünüyorum.

Yazıyı sonuna kadar okuduktan sonra ”Hocam, sen yemek dışında bir şey bilmez misin? Hiç müze, tarihi yer gezmedin?” diyebilirsiniz. Ancak gün içi çalıştığımız için sadece akşam yemeğine fırsatımız oldu. Sadece pazar günümüz boştu ve onda da günü birlik Edirne turu yaptık.

Yorum Yaz

Lütfen yorumuzunu yazın
Adınız